11 Eylül 2012 Salı

Romantikmiş

  Dün bir arkadaşım aradı, dışarıdaydım. Senden söz edilmişti, sıkkındım. Buluşalım dedi, sonra dedim ben seni arayacağım. Eve geldikten yarım saat sonra tekrar dışarıdaydım.
  Senin aldığın, üstünde desenler olan uzun kollu, sırtımı açıkta bırakan ince bluzu giydim çıkarken. Etiketini yeni kestim, aylar önce almıştın benden habersiz, ilk kez giydim. Sen geldin aklıma, günün geri kalan saatlerinde zaten hep aklımda değilmişsin gibi.
  Hava kararmıştı, fazla mı makyaj yaptım diye düşündüm kapıdan çıkarken. Evimin yakınlarıdaki parkın çay bahçesine gittik. Serindi, yanıma hırka almıştım ama giymedim. Bir adam, yalnız, oturuyordu karşımdaki masada. Gözlüklü, ince, uzunca. Göz göze geldik birkaç kez. Ben gülerek bir şeyler anlatıyordum arkadaşıma. Çantamdan sigaramı çıkardım, çakmağı bulamadım. Çayımı getirdiklerinde bir de çakmak rica ettim. Arkadaşım çakmağı alıp sigaramı yaktı. Hava güzeldi, ortam güzeldi, sohbet güzeldi, ne olduğunu bilmediğim bir şeyleri özlediğimi fark ettim.
  Hayal ile beklenti arasındaki ince çizgiyi netleştirmeye çalıştık konuşurken, ölüm korkusunun nedenlerinden söz ettik, insanların düz bakışından yakındık. Ölümünü anlamlandırmaya çalışıyorsun dedi arkadaşım, hiç yoktan. Seninle son konuşmamız geldi aklıma, romantiksin demiştin. Küfür gibi çıkmıştı ağzından. İnkar etmiştim ama bal gibi biliyordum; romantiktim.
  Konuştuğumuz konular derinleştikçe senin adın da geçmeye başladı, korktum. Çok tazeydi yıkıntım, savrulmaya hazırdım hala, açıktaydım. Karşımızdaki adam çoktan kalkmıştı, ben üçüncü sigaramı yakmıştım. O sigarasını söndürdü, çayını hızlıca içti, bizim tarafa doğru hızlı bir bakış attı ve gitti. Birkaç çay daha söyledik biz, birkaç şeyden daha bahsettik. Son sigaramdı, kalktık. Parkın ilerisine doğru yürürken bir bankı gösterdi arkadaşım, halen beraber olduğu sevgilisini ilk kez burada öptüğünü söyledi gülümseyerek. Biz de seninle, o aynı bankta otururken ayrılmıştık. Gerçekten ayrıldığımızda yani ya da benim gerçekten ayrıldığımıza inandığım zamandan bahsediyorum hani sana ilk kez vurduğum, ilk kez küfrettiğim, gözünün içine bakarak ilk kez ağladığım, senin beni parçalara ayırdığın, canımı umursamadan ilk kez yaktığın zaman. Sondu, içkiliydik ama sarhoş değildik ikimiz de. Gece 3ü geçiyordu, aklımdan sarılmak geçiyordu. Sen sözlerinle hayatımı ikiye bölecek çizgiyi çekmeden hemen önceydi. Savunmasız görünüyordun, özlemiştim, özlediğini düşünüyordum. Aklım bunlara gitti, arkadaşıma dönüp seninle o bankta ayrıldığımızı söylediğim zaman. Hayat komik tesadüflerle dolu. Birinin en güzel başlangıcı, bir diğerinin en kötü sonu aynı yerde saklı. Bizim için asla “sadece bir bank” olmayacak o bank…
  Yürürken, eski bir sevgilimin adını söyledi, evlenmiş mi diye sordu arkadaşım. Bilmiyordum. Seneler önce aşık olduğumu sandığım bir adamın adıydı söylediği. Bir zamanlar en değerli olanın artık bir öneminin olmaması hala şaşırtıyor beni. Yeşil gözleri vardı, içten gülerdi, ilk ciddi ilişkimdi. “Bir gün evlenirsem, onunla evlenirim” demiştim anneme, kahkahalarla gülmüştü. Hatırlayınca ben de gülümsedim, tek bir isim, tek bir kelime alıp da nerelere götürüyor insanı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder