19 Ekim 2012 Cuma

Ha gayret



  Tavan arasındayım; etraf molozlar, tahta parçaları, yıkık kirişlerle dolu. Ayağımda en son seneler önce giydiğim kırmızı patenlerim, yıkıntılar arasında hızla ilerliyorum, arkamdan toz bulutları yükseliyor. Telaşlıyım, o fark etmeden, evinin anahtarından kendime de yaptırmalıyım. Çilingir arıyorum, nefes nefeseyim. Süpermarkete geliyorum ve aynı anda neden orada olduğumu merak ediyorum gözlerimle rafları tararken. Tavan arasından markete nasıl geldim diye soruyor mantıklı bir tarafım, sonra dikkatim dağılıyor; çok vakit geçmiş olmalı, uzaktan bir yerden ismimi seslendiğini duyuyorum. Çilingiri, anahtarı boş verip tozu toprağı birbirine katıp ona geri dönüyorum.
  Tahta parçaları arasından kayarak aşağı indiğimde, beni sandığım kadar merak etmediğini görüyorum. Tam önümden bir kız geçiyor, O, kızın belinden tutup sırtını öpüyor. Dünya duruyor işte o sırada. Yakıcı bir kıskançlık damarlarımda, tüm vücudumda geziniyor. Kalbim ortadan ikiye ayrılmış, acıdan titriyor ellerim. Onunla gözlerimiz buluşuyor, sinirleniyorum sözcükler kullanmadan. “Ne var ki” diyor O, pişkin. Kıskançlık ve nefret arasında sallanıyorum bir kez daha. Öyle çok sızladı ki içimde bir yer, uyandım.
  Uyuyunca geçmiyor artık, rüyalar bile kalbimi kırıyor

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder