13 Ekim 2012 Cumartesi

Yabancı



  Gündüz, gidilmesi gereken yerlere koşturarak yetiştiğimiz, akşamları mutsuzluklarımızı alkolle boğduğumuz bir haftadan sonra manik depresifliğimden yorgun düşmüş bir halde elim telefona gitti. - Durdurmuyorum artık kendimi –  Onu aradım. Birine neden hayatıma girdin diye kızmak ne saçma, ona bu yüzden bağırmak ne acizlik… 20li yaşlarımda nereden çıktı bu geç gelen ergenlik bilmiyorum. Ama kızdım, bağırdım, ağladım. O alttan aldı, sustu, sakinleşmemi bekledi, anlatmaya, beni anlamaya çalıştı.
  Bilinen gerçeklerle yüzleşmek çok zor. Kendini ve hayatı deneme yanılma yöntemiyle öğrenirken yaralanmamak olmaz. Kabullenebilsek, yaşamadan da öğrenebilsek keşke hemen her şeyi.
  Söylenen ve yaşanan her şeye rağmen bana tek gereken bir sarılmalık, bir sevgi sözcüklük aşk. Duygusallığın dibinde çırpınırken kendi romantizmimden midem kalkıyor da olsa. Kendime itiraf edemediğim ne varsa yok olsa. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder