Gündüz, gidilmesi gereken yerlere koşturarak yetiştiğimiz,
akşamları mutsuzluklarımızı alkolle boğduğumuz bir haftadan sonra manik
depresifliğimden yorgun düşmüş bir halde elim telefona gitti. - Durdurmuyorum
artık kendimi – Onu aradım. Birine neden
hayatıma girdin diye kızmak ne saçma, ona bu yüzden bağırmak ne acizlik… 20li
yaşlarımda nereden çıktı bu geç gelen ergenlik bilmiyorum. Ama kızdım,
bağırdım, ağladım. O alttan aldı, sustu, sakinleşmemi bekledi, anlatmaya, beni
anlamaya çalıştı.
Bilinen gerçeklerle yüzleşmek çok zor. Kendini ve hayatı
deneme yanılma yöntemiyle öğrenirken yaralanmamak olmaz. Kabullenebilsek,
yaşamadan da öğrenebilsek keşke hemen her şeyi.
Söylenen ve yaşanan her şeye rağmen bana tek gereken bir
sarılmalık, bir sevgi sözcüklük aşk. Duygusallığın dibinde çırpınırken kendi
romantizmimden midem kalkıyor da olsa. Kendime itiraf edemediğim ne varsa yok
olsa.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder