
Anlıyorum ki her şey seni kahredebilir.
Sana ait olmayan anılar bile, tanımadığın birinin yüzü bile... Belki tanısan çok seversin, hatta başka yerlerde, başka zamanlarda, başka kişiler olsaydık belki her şey daha iyi, daha güzel, daha huzurlu olurdu. Görece malesef, başka değil hiçbir şey. Olanla yetinmek, olana uyum sağlamak tek çare.
Mutsuzluk, öfkeden daha tehlikeli. Öfken belki tek kişiye, tek bir şeye ama mutsuzsan, benim gibiysen, kendinle beraber, kendinden başka her şeye de zararlısın.
Orada olduğunu bile bilmediğin, var olduğundan bile haberin olmayan bir şeyi kaybetmişsin gibi bir boşluk tüketir seni, yorar. İmdat çağrıların gitmesi gereken yere ulaşmaz, bumerang gibi geri döner tek tek sana çarpar. Sen daha çok yorulursun. Son kuvvet kalkmaya, gitmeye çalıştığında geri çeker, olduğun yere sabitler seni. Gidemezsin. Gidememek mahveder. Bunu bilmek mahveder. Birilerine zincirlenmişcesine hareket edersin. Öfke oluşur ama korkma, mutsuzluk ağır basar, hissetmezsin. Boşluk nasıl bu kadar ağır olabilir, şaşırırsın. Her adımda kendine çarparsın, her çarpmada nefesini tutup beklersin geçsin diye, geçer gibi olduğunda adım atacakken tekrar kendine çarparsın. Görünmez duvarlar koymuşsundur herkesle arana, aşamazsın. Biri yıksın diye yardım dilenirsin sessiz ama avaz avaz. Olmaz. Bilirsin, olmaz. Sen kendine yardım edemezken başkaları nasıl yardım edebilir ki. Korkunç bir umutsuzlukla çırpınır, çırpındıkça daha da batarsın. Kendi haline bırakmak da geçirmez. Geçmiyor, geçmez...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder